Amerika ve koalisyon güçlerinin Suriye’ye kara harekatı

Amerika ve koalisyon güçleri tarafından yapılacak olan kara harekatının işaretleri ufukta görünüyor. Bölgeye müdahale için gerekli hazırlıkları yapma  ve  birliklerini harekete geçirme artık Amerika’nın siyasi misyonu  haline geldi. Uluslararası koalisyon operasyonları koordinatörü John Allen; yakında koalisyon güçlerinin desteğiyle Irak’ta DAEŞ’E karşı geniş çaplı bir kara harekatı başlatılacağını söyledi.

Buna bağlı olarak, Amerika’nın belli gerekçeler altında dünyanın çeşitli bölgelerine müdahale etmesi, ancak sonrasında bu müdahaleyi ana gerekçeden tamamen farklı bir hale getirmesinden burada bahsetmeye değer.

Amerika’nın müdahalelerini belirleyici birkaç faktör vardır bunlardan en önemlisi:

Amerika’nın korunmasına ve çıkarlarına hizmettir. Amerika’nın  bu çıkarları da 3 ana kısma ayrılır. Hayati çıkarları, kritik çıkarları ve uzaktan yönettiği çıkarları.

  1. Amerika, hayati çıkarlarını doğrudan askeri güç kullanarak korumaya hazırdır.Kritik ve uzaktan yönettiği çıkarları ise bu çıkarları koruyan taraflara askeri destek sağlamayla sınırlıdır.Buna ek olarak girdiği yerlerde yardım projelerini de askerileştirmekte ve kendi çıkarına hizmet etmeye yönlendirmektedir.
  2. Amerika’nın kendini emniyette hissetme dürtülerine dayanan, küresel Amerika stratejisine uygun ve daha etkin sistemler kurulmasıdır.
  3. Bu stratejiyle baş etmesi için toplum üzerinde kontrol kurabilen elit bir sınıfın üretilmesidir. (tıpkı Irak ta yapıldığı gibi )

Amerika Irak’ı işgal etti , alt yapısını yok etmeye ,arap çevresinden uzaklaştırmaya ve İran a teslime mecbur kılmaya çalıştı.Yeni bir Sykes-Picot  anlaşmasıyla  Irak topraklarını bölmeye muvaffak oldu. Doğru olduğunu idda ettiği hedefleri için pervasızca Irak topraklarını mezhepsel ve iç çatışmalara terk etti.

Aynı bağlamda, aç Somali halkına yardımda bulunma bahanesiyle Somali topraklarına da girdi. Ancak Afrika kıtasındaki Somali’de de, “stratejik çıkarına uygun bir şekilde siyasi haritayı yeniden çizmek” gibi tamamen farklı bir iş içerisine kendine soktuğu kısa bir süre sonra anlaşıldı . Tabi ki yardım kampanyası da tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Açlıkla beraber iç çatışma ve kaos içinde kalan Somali ile birlikte bu süper askeri güç de dünya devletlerinin alay konusu haline geldi.

Aynı şekilde Amerika’nın Afganistan’ askeri müdahalesini düşündüğümüzde, bu müdahalenin de nihayetinde ülkenin el-Kaidenin oyun alanına dönüştüğü, tam bir başarısızlıkla ile sonuçlandığını görürüz. Nikaragua’ya müdahalesi de daha iyi bir netice vermemiş, bu ülke de  günümüze kadar hala dinmeyen iç sürtüşmelerde boğulmuştur.

Şimdiye kadar anlatılanların ışığında akla şu soru geliyor:

Amerika yönetimin Suriye’den istediği aslında nedir?

Amerika’nın hayati çıkarları Suriye’de net bir şekilde görülmektedir. Bu “İslam devleti” örgütünün (DAEŞ) Amerika ve koalisyon güçlerine karşı bir terör saldırısında bulunmasını engellemektir. (Üstelik DAEŞ’ in tüm dünyadaki mücahitleri kendine çeken bir mıknatıs vazifesi görmesine izin verildikten sonra)

El- Kaide örgütünün bölünmesi DAEŞ’in ortaya çıkıp yayılmasına sebep olmuştur. Ancak Amerika’nın bu hedefi,  kanlı savaşı bitirmek için gerekli olan milli menfaat ve siyasi iradenin sağlanmasından bile mahrum kalmıştır. Sonrasında Amerika, “stratejik sabır” olarak adlandırdığı politikasını terk aşamasına gelmiştir. Aslında  Obama, bu politikayla uzun vadede koalisyon güçlerinin çıkarlarına uygun bir ilerlemenin sağlanmasını amaçlamıştı. Ki bunun anlamı da daha fazla yıkım ve katliam demekti. Zaten Esed rejiminin devrilmesi için garanti veremeyen ve dünyanın, terörün ortadan kalkması  için uzun yıllar beklemesini gerektiren böyle bir stratejide herhangi bir umut ışığı da yoktu.

Amerika’nın Suriye’ye kara harekatında  yerel çevrelerin konumu göz önünde bulundurulması gereken bir hususdur. Bunlardan biri problemin sebebi sayılan eli kanlı Esed rejimidir.  Silahlı muhaliflerin tutumlarının, uluslar arası ve bölgesel aktörlerin tutumlarının  da tüm yönleriyle ele alınması gerekmektedir.

Amerika  kara harekatı yapma niyetini açıkladıktan sonra eli kanlı Esed rejimi Amerika’nın teröre karşı savaşında ortağı gibi görünmesin diye  koalisyon güçlerinden  uzaklaştırılmıştı. Suriye dışişleri bakanı da kara harekatı haberi üzerine, sert bir çıkış yaparak  (aslında rejimin hüküm sürdüğü yıllar boyunca  iktidarda kalmak isteyenlerin  zaten gasp ederek ihlaline göz yumdukları ) “Suriye’nin egemenliğinin” dokunulmazlığına vurgu yapmıştı.

Silahlı muhaliflere gelince,  bu tarz bir müdahaleye karşı Nusra cephesi ve benzerleri gibi selefi İslamcıların görüşünü de yansıtmakta ve harekata tamamen  karşıt bir tutum sergilemektedirler .Özgür Suriye ordusu kuvvetlerinin bir kısmı ve ılımlı İslamcılar’ın  tutumları ise belirsizliğini korumaktadır.PYD ise bu müdahaleyi isteyen ve destekleyen bir tavır göstermektedir. Öyle ki PYD yöneticileri ve askeri üniformalarıyla Kürdistan halk savunma birlikleri (YPG) , Paris diplomatik normlarının ihlali manasına gelmesine rağmen Fransa cumhurbaşkanı tarafından Elysee sarayında ağırlanmış ve  Fransa bununla, kendisine dair Kürt meselesinde ki tutumu hakkındaki görüşlerimizi tekrar gözden geçirmeye sevk etmiştir. Özellikle YPG’nin muhalif kuvvetlerle koalisyonu sayesinde, Kobani’de DAEŞ’in yenilgiye uğraması ve bunun YPG’ye uluslararası bir meşruiyet kazandırması, Fransa’nın kendi silahlarını taşıyabilecek ılımlı muhalefetini bulduğuna işaret etmektedir.

Suriye meselesinde etkin rol oynayan bölgesel aktörden (ki Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün bu ülkelerin başında gelmektedir.) Suudi Arabistan ve Katar; Esed rejiminin devrilmesi karşılığında Suriye’ye yapılacak bir kara harekâtına hazır olduklarını belirtti. ABD kongresinde askeri komite üyesi  olan Lindsay Graham da bunu açıklamış ve:  “Kara harekatı olmadan DAEŞ’in Suriye’de yenilgiye uğraması mümkün değildir ve Esed meselesinin  önce ele alınması şartıyla Suudi Arabistan ordusunun desteğini  verecek ve Katar da kara harekatını finanse edecektir.” demiştir. Aynı bağlamda Ürdün enformasyon bakanı Muhammed el- Mumini DAEŞ’e karşı kara harekâtını destekleyeceklerini vurgulamıştır.

DAEŞ veya Suriye rejim kuvvetleriyle karşılaşılması durumunda arazide ilerleyebilmeleri için koalisyon güçlerine yardım edecek nitelikli yerel kuvvetlerin yokluğuna ek olarak, koalisyon güçleriyle onların misyonlarının içeriğine ve yapmak istedikleri askeri operasyona karşı olan diğer ülkeler arasındaki hedef ve vizyonların çatışması sebebiyle Suriye arazisinde büyük bir ikilem oluşmaktadır.  Türkiye de, bütün bunlar karşısında, Suriye ve Irak’a yapılacak askeri operasyonları desteklemesi için baskı yapan bölgesel ve uluslar arası güçlerle olan ilişkisinde kendisine zaman kazandıracak bir strateji izlemektedir.

 

Bu gelişmeler Türkiye’yi koalisyon güçlerinin bir sonraki aşamada ana görev olarak Esed rejimini sadece siyasi bir antlaşmaya zorlaması yoluna gitme ihtimali konusunda endişeye sevkediyor. Böyle bir antlaşmanın yapılması ise; diğer  tarafların şartlarının rafa kaldırılması demektir. Bunun üzerine Türkiye; Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak sayısı 1,5 milyonu aşan suriyeli mültecilerin sorumluluklarını Uluslar arası koalisyondan kaldıracağını düşündüğü “tampon bölge” fikrini öne sürdü.

Bu tampon bölge; hem ılımlı muhalif güçleri donatma ve eğitme yeri hem de bu kuvvetlerin Esed rejimi ve DAEŞ’i hedef almada başlangıç noktası olacak.

Türkiye Suriye devrimine yönelik stratejisi içeriğinde hem Esed rejiminin devrilmesinde somut adımlar atmayı hem de Kuzey Irak’taki tecrübesinin tekrarı olan Kürt koridorunu engellemeyi hedefliyor.

Kara harekatı esasen askeri kuvvetlerin bölgeye girişi ve orada harekete geçirilmesi gibi bölgeyle alakalı malumat edinmekle ilgilidir. Aynı zamanda karargah bölgelerinin tespiti, harekat ve taktik planları ve bunların, belli mevzilere konuşlanan kuvvetlerin Sürpriz saldırılarla karşı karşıya kalmaması için onlara yardım edecek askeri yönlendirmeleri içeren başka bilgi kaynaklarıyla da kontrolünü kapsamaktadır. Tüm bunlar da, güvenlik güçlerini askeri müdahale karşıtlarından korumak ve emniyetlerini sağlamak hedefiyle yapılmaktadır.

Kara harekatı bölgeyle ilgili malumat edinmekle beraber Suriye sokaklarında özgül bir ağırlığı olan tüzel kişilerle de alakadardır. Onları Suriye devriminin sembolleri diye de adlandırabiliriz. Bu tüzel kişilerin başında devrimci ve askeri liderler bulunmaktadır. Onlardan bir kısmı da geçtiğimiz 4 yıl boyunca Amerika’dan silahlandırılmayı ve uçuşa yasak bölge oluşturulmasını istemişler, halihazırdaki Amerika kara harekatına karşı da karşıt bir tutum içerisine girmişlerdir. Bu da bahsedilen grupların kara harekatını yapacak birliklerle doğrudan kafa kafaya gelme ihtimalini mümkün kılmaktadır. Bu sebeple, Amerika’nın kara harekatını güvenli bir şekilde yürütmek için yapacağı hazırlık aşamalarından biri bu tüzel kişiliklerin harekata muhalefet etmelerini engelleyip, Suriye’de Guantanamo ve Ebu Garip gibi hapishaneler oluşturmak olabilir. Sonrada tıpki Bush’un Afganistan işgali esnasında Guantanamo’daki mahkumları düşman savaşçıları şeklinde sınıfladığı gibi onlar da böyle sınıflandırılabilirler. Ancak Amerikan yayın kuruluşlarının kaynağı belli olmadan edindikleri bir takım bilgilere göre, Amerika yönetiminin Uluslar arası koalisyonla birlikte DAEŞ’a karşı Suriyeli devrimcileri destekleme projesi işe yaramayacak. Oklahoma Ortadoğu araştırmaları merkezi müdürü Joshua Landis bu hususu açığa kavuşturdu ve Amerika’nın desteğini isteyen ılımlı devrimcilerin Suriye’nin kuzeyince basit bir noktayla sınırlı kaldığını söyledi. Ayrıca Amerika istihbarat merkezinden gelen bilgileri göre orada binden fazla silahlı unsur bulunmakta ve başkan Obama’nın ılımlı devrimcilere yarım milyar dolara ulaşan bir miktarda ödeme yapmasının orduyu desteklemeye yetmeyeceğini ekledi. Landis’in görüşüne göre, ilki kuzeyde DAEŞ’in yönettiği ve ılımlı islamcı unsurlardan, onlarla mutabakat sağlayabilecek olanların bulunduğu, ikincisi de güneyde, Suriye devleti hükümeti olacak şekilde Suriye’nin ikiye bölünmesi olası görünüyor. Buna görüşe göre, DAEŞ, Taliban’ın Afganistan’da kaldığı gibi kalacak. Bunun anlamı Uluslar arası toplumun eli kanlı Esed rejimi ve yandaş nüfusunun kalesi olan sahil hattına müdahale etmemesi ve halihazırda ve gelecekteki Suriye haritasında odak düğüm sayılan Hamas devrimcilerine gelebilecek desteğin kesilmesidir.

 

Bu kara harekatı senaryoları Irak ve Türkiye yada Ürdün’ün siyasetiylede bağlantılıdır. ABD dışişleri bakanlığı sözcüsü Jennifer Psaki; Irak’ta yapılacak herhangi bir askeri eylemin, Irak güvenlik güçleri tarafından idare edileceğini açıkladı. Daha evvel de belirttiğimiz gibi Türkiye de öne sürdüğü şartları yerine getirilmedikçe topraklarından yapılacak herhangi bir müdahaleyi kabul etmiyor. Kaynağı açıklanmayan bir bilgiye göre de Amerika yönetimi, ülkenin kuzeyinde özgür suriye ordusunun yönetimindeki yerdeki toprağını ele geçirmek için kara harekatı yapması üzere Ürdün’e maddi yardımda bulunmayı arzuluyor. Tüm bunlar da, Amerikan generali John Allan’in DAEŞ’i kuşatma harekatında Ürdün kuvvetlerinin olası müdahalesini görüşme için Ürdün’ü ziyarete  gelme ihtimalini ortaya çıkarıyor.

 

Genel itibariyle; kral selman bin abdülaziz’in Suudi Arabistan’da tahta geçmesinden, Katar şeyhi Tamim bin Hamid’in son  Amerika ziyaretinin etkilerinden ve Suriye topraklarında bulunan Süleyman Şah’ın naaşının Türkiye’ye nakledilmesiyle başarıya ulaşan askeri opeasyon sonrasında, Amerikan yönetiminin kapalı kapılar ardında mevcut planlarını  yeniden değerlendirdiği ya da yeni bir projenin ortaya çıktığına dair arada sırada  gelen duyumlara rağmen,  mevcut stratejisini değiştirmek istemesini inkar etmesinden dolayı,  yapacağı kara harekatıyla ilgili bariz çabaları ipotek altında kalmaktadır.

اترك تعليقاً

scroll to top